top of page

1:


Gece doğarken, Güneş'in üzerine, bir damla karanlık düştü suya. Ve o karanlık dağılırken suya, yıldızlar uyandı içlerinde. Hepsi parladı, hepsi parçaladı.


2:


Karanlık gözlerime uyandığında yıldızlar ölmüş uyurgezerler uykularına dönmüştü.

Edebiyatı zorlayan ışıksızlık sonsuz bir ışığın kendisini


3:


Uyku sarmışken bedenini uyurgezerin

Yıldızlar nefes aldı karanlığın içinde


4:


Bir damla karanlık, düştü suya. İzlerken karanlığın dağılışını, içinde gecenin yıldızlar uyandı. Yıldızlar dağıldı suya, kaçıştılar her yana. Suyun içinde karanlık, karanlığın içinde yıldızlar...

Sarhoş iki göz takıldı her birine,

Kimi aşık; kimi ölü



2014?

1:


Çöp adam koşuyordu düz çizginin üzerinde. Bir adım ve arkasından bir adım. Neden koşuyordu? Veya nasıl koşuyordu?


Çöp adamdı ya!

Koşacaktı elbet!

Çizgi olana dek koşacaktı.



2:


O kadar güzel ölünür ki aslında

Yana yana

Kanaya kanaya

O kadar güzel ölürüm ki aslında

Güle güle

Ağlaya ağlaya


3:


Bize de kadehlerimizi kaldırıp, gözlerimizde yaşlar ve yüzümüzde gülümsemeyle şarkılara eşlik etmek düşer.



(2013 sonu, 2014 falan)

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 3 May 2020

Hayatında duyduğu tek şey çınlamaydı. Tiz. İnce bir tel gibi keskin, ince bir tel gibi yüksek ve alçak... Yüksek ve alçak... Yüksek ve alçak. İndi. Çıktı. Durmadı. Bir EEG'deki düz yeşil çizgiydi. Tabi yeşilin ne olduğunu bilecek gözleri açık olsaydı. Çınladı. Çınladı. Durmadı, çınladı. Siyah tabanda görünmez çizgiler. Uzaklaştı ve geri geldi. Yapmayın. Parmaklarım olamaz... Onlarla yazıyorum!


Bitecek.


Her şey birazdan bi... HAYIR BU SEFER DEĞİL. Gidecek. O ÇINLAMA YOK OLACAK DEFOLACAK HAYATIMDAN Ölecek çınlama. Bitecek. BU İŞKENCE BİTECEK.














2013 falan herhalde, bu nasıl yazı, buraya geçirirken canım yandı.

© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page