top of page

Karanlık gözünde söndü, bir daha solmayacak renklerle birlikte karanlık gözünde söndü. Düşünebilir misiniz ? Bir gökkuşağının nehir gibi aktığını, hayal edilemez renklerin varlığını? Ama karanlık gözünde söndü. Asılı kaldığı uzayın üstünde, altında ve yanında, yakınında ve uzağında, her yerinde! Karanlık bir daha doğmayacak şekilde söndü. Sadece renkler ve o vardı artık. Açık maviler, fuşyalar, pembeler, sarılar. Parlak, pastel, asla sönmeyen, asla birleşemeyen; göze bir diken gibi saplanan, çok acı bir bal gibi yakan ve akan renkler! Görmeyi kesemiyordu, gözlerini kapaması veya kapamaması anlamını yitirmişti, sonsuz bir ufukta mahkumu olduğu tüm o canlı renkleri yaşayacaktı. Karanlık, bir daha gelmemek üzere gözünde sönmüştü.


2015

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 3 May 2020
  • En başta sadece Cöv vardı. Cöv, yokluğu yarattı. Yokluk yoktu ve Cöv yokluğun yokluğuna uymadı, çünkü o daha farklı bir yerde ışığını yayacaktı.

  • Cöv, yokluğu varlığa böldü. O, varlıkta yayıldı. Varlığın her köşesi Cöv'dü, yokluğun da.

  • Varlık Cöv'e fazla geliyordu, bu yüzden Cöv küçüldü. Küçüldükçe bölünde, bölündükçe küçüldü. Cöv, yok değildi artık. Cöv varlığı doldurdu. Cöv, varlığın kendisi oldu.

  • Cöv, dağıldı ve toplandı. Tekrar, tekrar ve tekrar. Cöv, değişimi ve devinimi başlattı. Cöv büyüyordu.

  • Ve Cöv ışık oldu. Varlık, ışığa bölündü.

  • Cöv yine yayıldı; varlığa ve ışığa yayıldı.

  • Cöv büyüdü ve büyüdü. Karanlık ve aydınlıktı. Varlık ve yok oluş. Cöv her şeydi.

  • Cöv tekrar dağıldı ve toplandı. Işıktı ve maddeydi. Madde toplanıp deviniyordu ve ışık her yerdi. Cöv her yerdi.

  • Toplanan maddede Cöv şekil buldu. Cöv kendisinin farkına varıyordu. Değişim ve devinim devam etti. Cöv, varlığı ve ışığı gördü. Sonra hissetti. Cöv kendi içinden, kendisini görüyordu.

  • Cöv ne olduğunun farkına vardı ve çoktan bir ad vermişti kendisine: İnsan.

  • Değişim ve devinim devam etti. Cöv hep kaldı ve yok oldu. O, varlık ve yokluk; ışık ve karanlık idi.


2014

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 3 May 2020

Hissetmiyorum. Yaşamıyorum bile belki de. Gidiyorum, geliyorum. Süzülüyorum. Yalnızlaşıyorum. İnsanların içinde insanlardan uzaklaşıyorum. Yükseliyor, belki de düşüyorum. Yalnızlaşıyorum. Paralelce koşuyorum sadece belki de. Ölüm, yok oluş, var oluş ... Hepsinin manasızlığı altında eziliyorum. "Mana"nın manasızlığı manasızlığıma mana katmıyor hiçbir zaman. Var oluyorum, yok oluyorum. Her parçam değişiyor ama ben nazaran sabit kalıyorum, her zaman değişiyorum. Kaçıyorum, geri koşuyorum. Kendimi zorluyor veya hiç umursamıyorum. Nefes alıyorum, niye alıyorum? Çünkü alabiliyorum. Hastayım veya değilim. Herkes herkes için en iyisini yapsa bile değmeyecek biliyorum. Sonlu bilincim her an mutlu olsa bile bitecek, bitecek ve bir şey kalmayacak, biliyorum. Neden mutlu olmayı isteyeyim ki o zaman? Veya neden yaşamayı isteyeyim? Sınırsız bir süre dahilinde yanmakla bile tehdit edilsem - ki durumun sonsuzluğu olayı manasız kılar - bile neden yaşamak isteyeyim? Yaşam. Ölüm. Yaşam. Yeterince zaman verildiğinde, varlığın bu köşesinde bunların en küçük bir izi bile kalmayacak. Buharlaşmış kalıntılar. Parçalanan topraklar. Yanan her şey.


İnsanlar düşünmüyor. İnsanlar mutlu. Mutluluk bu mu? Cehalet, umursamazlık mutluluk mu? Hissetmiyorum. O basit sıcaklıktan kopuyorum. Yine her şeyden sürükleniyorum. Geriye benden bir şey kalmayana dek kemiriliyorum. Çok veya az şeyi görüp hiçbir şeyi bilmiyorum. Hiçbir şeyin içini bile açamıyorum. Aşık olmak istiyorum. İstiyor muyum? Bağımlılığından, verdiği sarhoşluktan dolayı aşkı istiyorum. Ben sarhoş olayım, dünya biraz renk kazansın diyorum.


Yalanlar, maskeler refleks olmuşken geriye beni "ben" yapan ne bilinmezken koşup hep saklandığım köşeme artık birisi gelsin, ben onu yine de öldüreyim istiyorum.


Ben var olmanın yükü altında, yok olmayı bekliyorum.



2013

© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page