top of page

1. Film: Yağ Savaşları


Yıl 3510 yılıydı. İnsanların kullanabileceği tek enerji kaynağı vücut yağlarıydı. Domuz ve sığır yağları ise kullanılmaz omuştu. Ulus ise en yağlı "yağ jedi" idi. Biz onun öğrencileri, Ulus'un eski öğrencisi olan, Hakan ve Sitkorian Ordusu'na karşı savaşıyorduk. Biz yağ jedilar ve Klikok Ordusu savaşı kazanmayı umuyoruz.


Yağ sizinle olsun...


2. Film: Sidik Savaşları


Yıl 3550 yılıydı. 30 yıl önce tüm yağ kaynakları yok olmuştu. Enerji kaynağı olarak "idrar" kullanılıyordu. Bu sırada tüm yağ kaynakları yok olduğu için Ulus 50 kg'ye düşmüştü. Fakat Hakan zayıflamış olmasına rağmen güçlüydü. Biz sidikli jedi'lar Ulus'un komutasında İdrarian ordusuyla beraber Hakan'ın Sidikurlian ordusuna karşı savaşıyoruz.


Çiş sizinle olsun...


3. Film: Sümük Savaşları


Yıl 3600 olmuştu. İnsanlık 20.000 yıldır savaş içindeydi. Yağ ve çiş kaynaklarımız tükenmişti. Geriye sadece sümüğümüz kalmıştı. Bilimadamlarımız günlerce çalışarak insan sümüğünden enerji elde etmeyi başardılar. Ve bu bir yeni teknoloji ve yeni birimler ortaya çıkardı. Bunlar sümük sondajcıları, sümükararlar ve sümükemerlerdi. Bu sümükoidler savaş boyunca işimize yarayacaktı fakat bazıları güçlü "sümüklü" jedi Sümükin Sümükwalker darth sümüğe geçti ve biz ona karşı savaşıyoruz.


Burnunuz ve sümüğünüz sizinle olsun.


Film 5: Kro Savaşları


Apaçi, Komançi ve diğer kartal (modifiyeli) kullanan türlere sesleniyorum. Savaşta sizin terinize, kılınıza ve balgamınıza ihtiyacımız var. Bildiğiniz üzere insanlık 20.000 yıldır savaş içinde, sizin kıllarınızı kullanarak enerji elde edebiliriz. Biz sümüklü jedilar -yağ jedilarının torunları- sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Ulus Yoda


14 Tubat 3650

Kronian Sistemi



Kıldan yapılacak silahlar: Ter savar, kıl batırıcı ve kıl atarlar, kusturucular



Episode VII: Egg Wars


3692 yılında tek kaynak yumurtaydı ve bu savaşı sonlandırabilecek tek şeydi. "Horoz Jediler". Hindi ordusuyla birlikte Dark Egg'e karşı savaşıyorduk. Düşman tavuklar çok hızlı çoğalıyor ve çoğaldıkça güçleniyorlardı. Fakat Horoz Jedilar onlardan daha güçlüydüler ve onlardan yumurtasavar ve yumurta kalkanları sayesinde korunuyorduk. Öldürdüğümüz robot tavukların tüylerinden yaptığımız ışın kılıçlarıyla hepsini yok ettik ve 20.200 yıllık savaş son buldu.


Yumurta sizinle olsun!



SON!



2009

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 30 Nis 2020

( Ya Da "Dert Kustum. Bunu Okuyacağınıza 'Hayatı Yeniden Keşfedin' Okuyun ( Bu Bir Öneri Tabi, Ne Yapacağınıza Karışamam ) ")


Çok çılgın. Okay. The Most Dangerous Writing App'ten yazıyorum. Kafam iyi ve acelem var. Arkada Aphex Twin çalıyor. Yerimde durmak bile zor biraz. Ahh. Ahhh. Boğaziçi'nde geçen akşam... Tamamdır. Şimdi. Yazacak bir şeyim var mı bilmiyorum. Sanki yazacak her şey tükenmiş gibi . Bir buçuk aydır evdeyim ve diyeceklerim gerçekten sadece azalmışlar gibi, sanırım müziği durdurmam gerekiyor çünkü içimi dökesim varmış, oh ctrl-a işe yaramadı, okay yazmaya devam, bakalım müziğ idurdursam tamamı yok olacak mı. YOK OLMADI. okay yetiştim. Şimdi. Bir ay bir haftadır evdeyim, toplamda üç kere dışarı çıktım, ilk ikisi ilk hafta, biri de bu hafta. Ve, ne hissediyorum tam bilmiyorum. Uzun süre bu durumla çok okay'dim, Türkçe karşılığını bulamadım. Okay'dim. Mutabık idik bu durumla. Fakat, bugün. Özellikle bugün zorluk çektim. Sanki depresyona girecekmişim gibi zorluk çektim. Sanki yavaş yavaş karanlık günlerin pençesi geri gelecekmiş gibi ve saçma bir şey yapıp içtim falan bu yüzden. Tekrar resim çizdim biraz, uzun uzun zamanlar sonra belki de. Tekrar kızdım kendime, beceriksiz bulduğum için kendimi. Çok fazla kez, kendime, çok fazla şeye kızıyorum, geliştirilebilir yetilerin geliştirilemezliğini varsayıp sanki. Bu kötü bir alışkanlık. Değişmeli. Kötü alışkanlıklar yerlerini iyi olanlarına bırakmalı, ve bu "blog-worthy" bir post değil, ama yine de koyacağım sanırım, bir köşede dursun, belki bir gün bakar ve derim ki "evet böyle bir insandım", "evet böyle bir insanım", girenler de okursa. Özür dilerim girenler, 223 kelimelik acınız - şimdilik- bu kadar sürdü. Vaktinde yazdığım gibi: Okuyucuya bir sorumluluğum yok. Most dangerous writing app'in süresi bitti. Blog'uma döndüm. İç dökmeyi denemeye devam edeyim. Sanırım kendime inanmıyorum. Nedenini bilmiyorum tam, tekrar tekrar başaramamaktan gelen bir öğrenilmiş çaresizlik olabilir de, inanmıyorum yani. Böyle takılıyorum sadece, sanki el attığım her şeyde çok kötü olacağımı bildiğim için, çok kötü olmak zorunda olduğum için, insan başladığı her şeyde en başta çok kötü olmak zorunda olduğu için ve olmasına rağmen. Bazen kendime "22-23 yaşındasın çok geç kaldın" diyorum, neye geç kaldım acaba, muhtemelen herhangi bir şeyde world-class olmaya. Yazınca bile içim acıdı. "hiçbir şeyde asla en iyi olamayacaksın", "en iyi seviyesinde olamayacaksın". Sanki, sanki her şey yarışmış gibi. En iyi'yi birisi belirliyormuş gibi veya önemliymiş gibi. Sonuçta bir kişilik bir yer ve oradaki herkes sürekli değişiyor, öyle bir yer varsa bile, ama nedense yine de bir şeyleri beceremediğimde kızıyorum kendime. Bu gece tekrardan bir şeyler çizmeyi denedim, bu fikri aklıma tutarak, "becerememek de sorun değil" diyerek, yine de kızdım kendime. Yine de kızdım. Ve kızmak bir çözüm de değil, "olmuyor" "bırak" ,yani bu bir şey ifade etmiyor. Deneyerek yanılarak öğrenilen şeyler ve bir şey ifade etmiyor. Kendimi sadece boşuna yoruyorum.


Bir zamanlar el attığım her şeyde slightly iyi olduğumu düşünüyordum. Şu an delüzyonel olma ihtimalimi düşünüyorum. Geçenlerde birisine, hatta benim için önemli birisi bile diyebilirim ve bu durumu düşününce çok garipsiyorum, hayat pek garip, dans hariç denediğim her şeyde iyi olduğumu söylemiştim, sonra çok rahatsız etti bu fikir beni, yani değilimdir, kanıtım ne ki? Veya öyle miydim? Eski çizdiklerime baktım, beklentimin üstündeydiler, ama çizemediğim, çok kötü çizdiğim şeyler de vardı. Veya gitarda gerçekten beceremiyordum belki de, o kadar ay severek çaldım. Hoş, önemli mi? Önemli mi gerçekten? Yani benim ne yapabilidiğim, bunun ölçümü gerekmedikçe, ben zevk alıyorsam önemli mi? Kafamda bir ideal var ve buna ulaşamayacağım diye durmalı mıyım? Bunların cevabının genelde "hayır" olduğu belli. Yakın zamanda fark ettiğim bir durum daha var, her şeyde gerçekten iyi olmalı mıyım yani? "Her şey" değil tabii. İp üstünde elimde sırıkla yürümek çok umrumda olan bir konu değil ama nedense bir enstrüman çalamıyor olmak, resim yapamıyor olmak gibi şeyler beni ufak ufak rahatsız ediyor. Eksik hissediyorum. Bir insanı bütün yapan nedir ki? "bütün" ne ki? İnsan olmanın var olmak dışında bir gerekliliği yok. Kendime koyduğum standartlara uymama gerek yok. Standartlar yok, bir yerde işe alınmıyorsam falan. Derdim ne acaba kendimle? Derdim ne acaba kendimle?

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 17 Nis 2020

Hayat sığar mı bir odaya Bir şehre? Bildiğin herkes girip çıkar mı Turuncu hollere Beyaz duvarlara Bir kuğuya 14.04.2020

© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page