top of page

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Dün bir arkadaşım böyle dedi. Çarpıtırsam: "Ama Oğulcan, hiçbir zaman en yüksek olasılık gerçek olmaz" ve ben de Kaos Teorisi okumaya karar verdim. Çünkü böyle bir insanım. Bir işe yaradı mı? Hayır, yani bu yazı için hayır. Önemli mi? Pek değil. Çünkü, uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi diyordu: Tabii ki en yüksek olasılık genelde gerçekleşecek olandır, ama hiçbir zaman olacağını düşündüğün şey olmaz ya. "Böyle olacak" dersin, hiçbir zaman olmaz. O kadar çok değişken vardır ki, o kadar çok olabilecek şey. Büyük ağırlıkları olan değişkenler, küçük ağırlıkları olan değişkenler... Ne zaman ne olacağını pek bilemiyoruz sanki. İnsan tecrübesi böyle olaylardan oluşuyor yani. Oturup Nassim Nicholas Taleb'in bitirmediğim kitabı Siyah Kuğu'ya bağlamak istemiyorum, ama olan da biraz bu yani. Başımıza ne geleceğini hiçbir zaman bilmiyoruz. Tahminlerimiz var, normal şartlarda tutuyorlar ama bu kadar kontrol edilemez ve tahmin edilemez şartlar altında çok çılgın sonuçlar da alınabiliyor. Sami anlatmıştı geçen gün, bazı sistemlerde bazı anlarda her şey beklendik giderken çok küçük değişiklikler çılgın sonuçlanabiliyor diye. Yani, şu an saçma sapan bir örnek olacak muhtemelen gerçekten kaotik olmayan bir sistemden örnek verince ama bir bilyeyi düz fırlatıyorsunuz ve havada 90 derece falso alıyor, çünkü yanlışlıkla çok düzgün (veya yanlış) bir açıyla yollamayı başarmışsınız falan. Aklıma bu gelmişti Selen'in dediğinden. Sistemin nereye gideceğine dair fikrimiz var, ama asla bu olmuyor. "Can't keep external causes away" modu biraz. Hem bilmiyoruz, hem de kaos teorisinden gidersek "sonsuz" belirlilikle bilemeyiz ve bu sonsuz kesinlikle bilemiyor olmamız doğrudan tahminlerimizi öldürüyor. Tahmin etmeden de duramıyoruz. Cehaleti kabul etmek yerine düşünmeye devam ediyoruz. Hata yapmaya da. Keşke planladığım gibi bu konu üzerine çok fazla şey okuduğumda gelip dolu dolu yazsaydım. Fikrimi değiştireceğinden değil belki, ama onay arayan yanımı çok dolu dolu tatmin edecek bir olay olacağından. Özetle: Çok fazla değişken var. Bilmiyoruz. Bu bizim tahminlerimize patlıyor. Sistemin kaotik olmasına da gerek yok aslında. Bilgisizliğimiz yetiyor.



"There are so many things that I don't understand"

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 19 Oca 2020

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Yorgunsun. Gece olmuş eve yürüyorsun ve aklında düşünceler var. Ne olduğunu bilmediğin, ne hissettirdiğini, ne hissedeceğini bilmediğin düşünceler. Onlarca his var içinde. Ayrılmıyorlar birbirlerinden, ne yaşadığını bilemiyorsun bile. Balçık gibi, kusmuk gibi yapış yapış ve yorgunsun sadece. Eve gitmek istiyorsun, ne yapacağını bilmeye bilmeye eve gitmek istiyorsun. Gidiyorsun da. Çirkin bir şehrin yollarında ışıkların arasında gidiyorsun. Bir dönerciyi geçiyorsun, bir süpermarketi. Ve yorgunsun. İçsen mi acaba? Birkaç bira fena olmayabilir. Yürüyorsun. İçersen yorgun kalkacağını biliyorsun. Yürüyorsun. Neden bu kadar yorgunsun? Neden burası bu kadar çirkin? Niye için huzursuz? Biliyorsun, ama bilmiyorsun da aslında. Pek bir şeyi kimse bilmiyor çünkü galiba. Sırtında çantan, biraz ağır, biraz hafif; alışmışsın artık. Yürüyorsun. Biradan önceki son dönemeç. Vazgeçiyorsun. İçme sonuçta bu gece, zaten ilk birada sızacaksın. Eve gidince dizi izlemeyi düşünüyorsun, belki oyun oynarsın; belki kafan kaldırırsa kitap okursun. Bu gece koltukta uyumasan daha iyi olur sanki. Yalnızsın. Değilsin. Apartmanına yaklaşıyorsun. Haha, evet bu yolda yerde kondom görmüştün. Hala komik. Salut doggo. Anahtarını bul. Kapıyı aç, gir. Kendi kapına gel. Anahtarı çıkar, kapıyı aç, gir. Yine ev. Çantanı çıkarıyorsun, koltuğa yatıyorsun; uyumamaya karar verdiğin koltuğa. Telefonun elinde, Spotify’dan rastgele bir parça çalıyor, en son neye taktıysan. Instagram’a bakarken sıkılıp, fikrini değiştirip gereğinden uzun bir banyo yapıyorsun ve çıkınca sızıyorsun; ya da orada öyle kendi kendine sızıyorsun. Battaniyen zaten koltuktaydı. Zaten işler falan beklemiyordu veya yapılabilecek daha iyi bir şey yoktu. Kendine acıyıp sızıyorsun.

Uyan ve tekrar et.






Yazarın notu: Bu yazı biraz gereksiz dürüst oldu. Üstünü kapattığım yerler olmasına rağmen kendimi çok açık ediyormuşum gibi hissettirmesi tam geçmedi. İçerik üretmek için hayatını mahveden vlogger mı oldum diye düşünüyorum. Bunu da bir deneyelim.

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 19 Oca 2020

Güncelleme tarihi: 20 Oca 2020

Çingeneler şarkıları severler,

Ama öyle basit olmayanları

Çingeneler şarkıları severler,

Hem de en zor olanlarını

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Çingeneler atları severler,

Ama öyle bayağı olmayanları

Çingeneler atları severler

Gece gibi kara atlarını

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Çingeneler yüzükleri sever,

Ama öyle basit olmayanları

Çingeneler küpeleri sever,

Hele bir de altın olanları

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Çingeneler kürkleri sever,

Ama öyle bayağı olmayanları

Çingeneler kürkleri sever,

Özellikle de pahalı olanları

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana

Ah ana, ana, ana

Bir Çingene'yi sevdim adı Yana



© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page