top of page

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Machine Learning tanrılarının Loss function'ı matematiksel bir gereklilik olarak değil, kendi hayatlarından yola çıkarak bulduklarına inanmak istiyorum. Oturup demiş olsunlar ki: "Tecrübe hata yapıp düzeltmek, başka bir şey değil". Gençliklerini düşünüp, hatalarını düşünüp vücutlarının "bunu az yapmak lazım" demiş olduğunu fark etmiş olsunlar. Öbür türlüsü biraz sıkıcı oluyor. Yani matematik çok güzel, açıklamalar çok güzel ama McCulloch, Pitts vesaire, kim attıysa fikri ilk ortaya, çıkmış ve "Bir dakika ya biz nasıl öğreniyoruz? Ah evet, sıça batıra. Belki konu cidden budur." demiş olsa çok daha tatlı olmaz mı? En azından var olan bir şeye sonradan yanlış açıklama getirmemiş olurdum, çünkü hissettiğim bu: Hata yapmak ve öğrenmek. Tabi şu var: Tecrübe sadece yanlışlayıcı bir şey değil; doğrulayıcı bir şey de aynı zamanda. Bilim felsefecileri tabi şunu iddia edebilir "ama Oğulcan, doğrulama information taşımaz ki?.. Fakat, IIT'nin information tanımını alınca, yani "fark yaratan fark", işler pek de öyle olmuyor. Beynimin verdiği ödül, fark yaratan bir fark kendisi, bayağı bir şey öğretiyor gibi hissettiriyor aslında hiçbir şey öğrenmemiş olsam da davranışım kendimde destekleniyor. Çevrenin ve kendimin bana bir oyun oynayıp oynamadığını asla bilemiyorum tabi, kabul edip geçiyorum: "Bunu yaptım ve işe yaradı", tekrar yapınca da işe yararsa yapmaya devam ediyorum tabi, yaramazsa da hatayı kafamdaki modelde değil de dünyada arama ihtimalim de az değil. Belki de bazen intuition'ı test etmek gerekiyordur, buna da hepimizin sık sık duyduğu "comfort zone'dan çıkmak" deniyor zaten: Bakalım dünya modelin doğru mu, bakalım gerçekten ölecek misin, daha kötü hissedecek misin kötü hissettiren şeyi yaptığımda? Gerçekten daha kötü hissettin. Okay, haklıymışsın. Kötü hissetmedin...E, süper! Artık hayatın daha renkli, daha geniş bir yer! ( Intuition'ı en azından low-risk durumlarda arada dinlememenin önemini anladım yazıyı yazarken.)


Arada laf dinlemememiz lazım, kendi beynimizden bile. Bazen riski alıp şansımızı denemek de lazım. Kendi intuition'ını test edip intuition'ın haklı olduğunu fark eden bir insan olarak diyorum bunları: Evet beyinler süper bilgi sıkıştırıcıları, evet karmaşayı çok güzel anlayabileceğimiz hale, yani hislere, indirgeyebiliyorlar ama ,ama ,ama arada acıyı kabul edip tersini denemek lazım. Fikrim budur. Şimdi gidip hep beraber zarları atalım ve bakalım "hep yek" mi gelmiş "düşeş mi" diye!









*: Kendimden sıkıldım, okuyan birileri varsa onlar da "yeter!" diyecekler, "Alea iacta est"in orijinal Yunanca hali. Kendime güleceğim artık, ne zarmış arkadaş

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 20 Şub 2020

I. Nesir


Deliliğin kıyısına geldiğimde durmak dışında bir şey kalmıyor geriye. Dönüp geri gitmek dışındaki tek seçenek o kadar korkunç, o kadar bilinmez ki. Bir adım ve uçurumun dibinde suların içindesin. Bir adım ve sen, sen değilsin. O andan itibaren kimse gördüğünü göremez ve bildiğini bilemez, ama bilincinin kendin sandığın şeylere olan bağını yitirdiğinde senden de bir sen kalmaz geriye. Su olursun artık, yok olursun delilikte.


II. Nazım


Deliliğin uçurumundan aşağı bakıyorum

"Ne var orada" diye

Sınırsızlığın dalgaları kayalara çarpıyor,

Korkuyorum

Sırtıma rüzgar vuruyor, ben

Bilinmezliğe düşmek istemiyorum

Hayat merakımı yeniyor

Geri dönüyorum

Kendimi yitirmemek uğruna gerçeklikle yaşıyorum








Bunlar hep bu şarkıdan ve muhtemelen biraz da Seher Gece Tatlı'nın Fısıltılar oyunundan çıktı:


  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 17 Şub 2020

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Bir savaşı kaybetmişsin, toprağından, ülkenden sürülmüşsün; donemezsin, seni alacak kimse yok o topraklarda; "işgal" edilmemiş, onların olmuş ve sen oturmuş " doğduğum toprakları bir başkası daha mı işgal edecek şimdi de?" diye korkuyorsun. Turist vizesi bulursan şükret, çünkü bu noktada daha fazlası sadece yaptığın diyaspora edebiyatının yersizliğinde yaşayabilir sadece. "Sapienti quaevis terra patria", "Heel de aarde is je vaderland.". Heel de aarde is je vaderland. Git ve başka bir yerde yaşa! Peşinden gelen şehir (hatta şehirler) , ne geride bıraktığın aynı yer ne de dönsen kaldığın yerden devam edeceksin. Zaman geçiyor, şehir değişiyor ve dönüş daha da zorlaşıyor. Hem vatan nedir ki zaten, üstüne anlan yüklenmiş anılarla dolu bir toprak parçası... Yaşananlar ve kendine söylenen yalanlar olmasa kim uğraşırdı ki bir yere "vatan", "memleket" demeye; içinde oradan bir parçayı taşımaya? Bırak hepsini. Gerçeği gör ve yaşayabileceğin yeni bir hayat ara: Unutma ki, her yer memleketin olabilir


ve bir başkası da sevdiğin.


*: Aklı olana tüm dünya vatandır.



© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page