top of page

Güncelleme tarihi: 20 Şub 2020

Şu an yazdığım yazı sırasında title'ın fontunun bayağı Art Nouveau olduğunu fark ettim.







Nasıl meta? Bayağı iyi meta dimi?



Şimdi.


Bu post'u cidden burayı boş bırakmamak için yazıyorum gibi, çünkü blog'a yazacaklarımı tükettim. Bu bir yalan tabi, blog'a yazacaklarımı tüketmedim. Hala içimde neler dönüyor bir bilsen, ah ah! (Kind of lies.) Her şey kendimi fiction'a vermem ve kafamın sakinlemesiyle oldu galiba. Yazacak bir şey bulamıyorum, kendi kendime yazdıklarım da burası için çok kısa ve/veya çok kişisel oluyorlar. Evet ben de böyle bunu buraya yazıyorum çünkü okuyan 5-6 kişi görsün, desin "vaov, çocuk salmış". Ne kadar saldığımı ben de bilmiyorum, günde bir sayfa falan yazı yazıyorum yine çünkü ama blogluk işler çıkmıyor. Dilin kötü bir bilgi taşıyıcısı üzerine bir deneme yazdım mesela, aşağıya atacağım, yazarken bile boş konuştuğumu fark edip durdum. Yani, herkesin bildiği bir şeyi uzun yoldan anlatıyordum: "İnsanları anlamak zor" falan, gerçi ayrıntıya girildiğinde biraz işler değişiyor da Wittgenstein hakkında üç şey okusanız bir daha düşünmeyeceğiniz şeyler. Hoş, dilin "oynanan oyun" durumu dışında, yani ortak mutabaktta sağlanmış kurallar dışında insanın kendi yüklediği anlamlar üzerine değişmesi konusunda söylenen şeyler hakkında pek bir fikrim yok, kesin birileri bir şey söylemiştir, linguistikte "meta-language" falan var işte jestlere falan deniyordu sanki ama benim bahsettiğim daha çok kelimelerle aktarılan bilgi değerinin (bit cinsinden) aslında çok daha fazlasını beraberinde getirdiği, yani bilinçli bir agent olan insanın kendi ruh hali nedeniyle bir şeylere anlam yüklemesinin yarattığı information artışı. Bir de bunun yanında şu var: Var olan davranışa yüklenen anlamın değişmesi. Yani çift taraflı da ( alıcı için de verici için de) çılgın bir anlam yüklemesi durumu var ve aynı mesaj aynı kişide farklı şekillerde anlaşılabiliyor farklı anlarda. (Bu doğal bir şey ve yazıyor olmaktan rahatsızım bunu, ama aynı zamanda garip bir farkındalık da: "Dille taşınan information aynı değil" durumu) . Bu bayağı ilginç bir durum, aslında "oynanan oyun" bunu kapsar belki de işte ben flört oyununu oynuyorumdur başkası normal muhabbetindedir, birisi sinirlidir diğeri normal söylüyor zanneder falan, özellikle yazıyla olan iletişimde anlaşılması zor farklar olabiliyor (ek davranışlara girmiyorum bile, yani " 'x' emojisi ne demektir" olayı bile çok korkunç, her şeyin anlamı sürekli değişiyor).


Birazdan yazacağım dediğim denemeyi tekrar yazmış bulundum ve aynı şekilde bunu da bitiriyorum: "Zor işte, zor anam zor. Dağ dağa kavuşur, insan insana kavuşmaz."



Here is the deneme:


"İnsan iletişiminin büyük sıkıntılarından biri ortak mutabakat meselesi. Yani, 'bu ne demek istedi' sorusu, yani Wittgensteincı olduğunu iddia edeceğim şekilde: 'Şu an hangi oyunu oynuyoruz?' sorusu. Bunu bildiğimizde bir sıkıntı yok, benim ağzımdan çıkanlar senin duyduklarınla aynı oluyor, senin ağzından çıkanlar benim duyduklarımla aynı oluyor; ama bu bağ koptuğunda veya hiç olmadığında iletişimde büyük sorunlar oluyor.(Yazının neredeyse başından beri boş konuşuyorum gibi hissediyorum.)


Dil kötü bir bilgi taşıyıcısı ve insanlar açık konuşan agent'lar olmadıkları için bazen birbirimize dediğimiz şeyleri yanlış anlıyoruz. Bunun yanında insanların diğer davranışlarını da anlamlandırıp iletişim çabası olarak görüyor veya tersini yapıyoruz (anlamlı davranışların anlamlı olduğunu fark etmiyoruz.)


Zor işte, zor anam zor. Dağ dağa kavuşur, insan insana kavuşmaz. "



Özetle: Bazen insanları anlamıyorum, ama muhtemelen kimse kimseyi o kadar iyi anlamıyor ya da çevrem iletişim sıkıntısı çeken (ben dahil) garip gurup insanlarla dolu. Pls açık konuşun acı çekiyorum bazen. Thx.


  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 7 Şub 2020

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Çok fazla ses duyuyorum. Sanki herkesin her dediği, her kelimesi, her düşüncesi... Katlanamıyorum artık! Bu benim suçum, evet, bu benim suçum. Ses! Ses! Ses! Neden susmuyorlar? Neden bir an olsun susmuyorlar? Yarısı bitince diğer yarısı başlıyor... Ben dedim! "Bana yalvarın" diye ben dedim, "en büyük yardımcınız benim" dedim, bana yakarın, en doğrusu neyse, iyiliğiniz neyse onu veririm dedim. Bok vardı. Lütfen, Allah rızası için... Şimdi gözlerimi açacağım ve her şey daha iyi olacak. Oh! Sustular, sonunda sustular.


- Efendimiz...

- Efendim, Gabriel?

- Sanırım az önce tüm var oluşu yok ettiniz.

- Mümkün değil Gabriel, o zaman biz nasıl varız?

- Bilmiyorum efendim

- Ben de bilmiyorum Gabriel, ama en azından sustular, sonunda sustular.

  • Yazarın fotoğrafı: cingiler
    cingiler
  • 6 Şub 2020

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020

Varlık / Yokluk derdinden sıkılmasının sekizinci yılındaydı. Oturup yapabileceği onca şey, düşünebileceği onca konu varken kendi kendine tekrar tekrar sorduğu tek bir soru: "Var mıyım?" Gidip de "Evet, varsın" deseniz anlamaz, "Vallahi de tillahi de görüyorum" deseniz inanmaz; ama hiçbir şey diyemezsiniz de tabi. "Var mıyım? Var mıyım? Ya yoksam? Varımdır ya, varımdır." diye diye geçen sekiz yıl. Bir türlü ikna olamadığı onca zaman.... Hoş, bazı şeyler vardır insan ikna olamaz, kendi anlaması gerekir. Bu da O'nun için bu tarz bir şeydi işte. Çözemediği, anlamadığı tek şey buydu: "Var mıyım?"


( Hiç uzun süre bir şeye takılıp kaldın mı bilmiyorum ama bazen sorular insanların parçaları haline gelir, onunla da onsuz da olmaz olur. Mesela kimi evden çıkarken ocağı kapatmamış olmaktan korkar, kimi anahtarını unutmaktan... Bizimki de onlardandı işte ve parçası haline gelmiş sorulardan bıkan herkes gibi bir gün oturup çözmeye karar verdi. )


"Okay. Neyi biliyorum?... Her şeyi biliyorum sanırım." ( Her şeyi bildiği için bayağı şaşkındı.) "Başka? Başka? Mmm.. Karanlık! Karanlık var, onu biliyorum! Peki ben, karanlık mıyım ...? Bilmiyorum. Belki de karanlığımdır, belki de başka hiçbir şey yoktur. " ama pek de "karanlık" gibi hissetmiyordu. Bu durumu çözmek için karanlığa seslenmeyi denedi, ama sesi çıkmadı. Galiba gerçekten de yoktu. Yine de yılmadı, karanlık konusu çok canını sıkmıştı ve elbet bir çözümü olmalıydı. Bunun üzerine bir sene kadar düşünmeye karar verdi. Düşündü, düşündü, düşündü ve en sonunda dedi ki: "∫E→⋅dA→=q/ε0

∫B→⋅dA→=0

∮E→⋅dℓ→=−d/dt(∫B→⋅dA→)

∮B→⋅dℓ→=μ0(I+ddt(ε0∫E→⋅dA→))"


Dürüst olmak gerekirse kendisi de ne başardığını fark ettiğinde bayağı şaşırmış haldeydi. Sonuçta, ilk defa gözleri kamaşıyordu ve daha önemlisi, bir düşüncesi , Allah'ın belası bir soru olmayan ilk düşüncesi, muhteşem bir sonuç vermişti.


Yaptığı şeyi çok beğendiği için karanlıktan ayırmaya karar verdi. Alıp bir kenara koydu ve düşünmeye devam etti.





© 2020 Oğulcan Cingiler

bottom of page