• cingiler

Bir ay kadar önce bir yazı yazmaya kalkmıştım. Bir hikaye. Aklıma gelen farklı fikirleri, farklı ruh ve kişilik hallerini (ve belki de gerçekten beynimde harekete geçen farklı kısımları) temsil eden karakterlerin olduğu bir öykü. İlk sayfasından yarım kalmıştı, devam edememiştim. Yine biraz o haldeyim, ama durumumu daha iyi anlıyorum. Zayıflık olabileceğini sandığım şeylerin zayıflık olmadığını, hayatımda olmasını istediğim, isteyebileceğim durumların yoksunluktan kaynaklanmadığını ve bazı şeyleri öyle olması gerektiğini düşündüğümden değil, gerçekten hissettiğim için hissedebildiğimi anladım. En azından buna inandım. Bir eksiklik, bir acı değil, bir şeyleri kapama çabası değil; bir özü olan, arkası dolu bir güzellik. Tam olarak kelimelere dökebilir miyim emin olmasam da, bazı şeyleri daha doğru anladım, kendimi biraz daha tanıdım. Zihnin her şeye alıştığını, kendini iyileştirmeyi daha hızlı öğrendiğini gördüm. Bilemiyorum tabi, verdiğim bazı tepkileri, korkularımı, bunların gerçekliğini, kırmak ve kaybetmek korkusundan söyleyip öğrenemediklerimi, zamana bıraktıklarımı, bunun doğru olup olmadığını bilemiyorum. Korkuyorum. Bazı şeylerden gerçekten, fazla anlamında değil ama gerçek olması anlamında, korkuyorum. Başıma gelen olayların ("yaşadıklarımın", başına gelmek ilginç bir deyim, çok edilgen kılıyor insanı) beni böyle etkilediğini, kendimi her seferinde hatalarımla baş başa bulacağımı zannettiğimi bilmiyordum. Öyle sanıyorum, öyle sanmaya devam ediyorum. Yine de daha sakinim, zihnime etki eden ve çoğunlukla benim etkim dışında olan kısımlar öğrendi bir şekilde yaraları sarmayı, veya artık hissetmemeyi. Bilmiyorum. Hissedebileceğim kadar kötü hissetmiyorum, başıma ne geleceğini bilmiyorum ve ne olacak bilmiyorum.


Göğümde bir güneş var.

Yıldızlar çıkıyor

Ve o, ertesi gün tekrar doğsun istiyorum.



19.07.2020


  • cingiler

Bugün kendime yeni kanatlar yaptım. Kuş tüyleri, bal mumu, biraz sicim... Güzel oldular bence. Bembeyazlar bir kere, hafifler, çok güzeller. Sabaha karşı yeni aydınlanan gün gibi güzeller. Sadece güzel değil ama kanatlarım! Uçabiliyorum bir de onlarla! Gökyüzüne, bulutlara, istersem kırlara ... Bazen denize... Hoş, denize uçmak beni korkutuyor. Kanatlarıma su değecek, ağırlaşıp batacağım diye korkuyorum. Hep korkuyorum. Deniz sonuçta bu, sen bakmıyorken yükselir, alıverir seni içine. Uçtuğun kanatlar ölümün olur. Ağır bir taş gibi batarsın derinliğe. Zaten babam da hep derdi "Evladım kanatlarına dikkat et, suya yakın uçma" diye. Hiç dinlemedim, kanatlarım da hep ıslandı. Kaç kere zor çıkarıp kurtuldum, inanın sayısını ben bilmiyorum. Ama bu artık önemli değil! Çünkü yeni kanatlarım var ve ben gökyüzüne uçmak istiyorum! Bulutlar, masmavi gök, sıcacık, sapsarı Güneş! Ah, Güneş! Onu o kadar çok seviyorum ki, her uçtuğumda ona biraz daha yakın olmak istiyorum. O kadar sıcak, o kadar parlak ki! En az kanatlarım kadar güzel sanki! Yok, hayır... Kanatlarım o var olduğu için güzel! Onları o kadar seviyorum ki beni ona ulaştırdıkları için. Canım kuş tüyünden kanatlarım. O kanatlar olmasa, ona asla bu kadar yaklaşamazdım, ama o olmasaydı da bu kanatları yapamazdım. Ne kadar garip değil mi, neyi neden yaptığımızı bilmemek, seçmemek ve bilsek bile, seçmediğimiz bir neden için çabalamaya devam etmek! Ama ben biliyorum. Gökyüzünü, bulutları ve Güneş'i nasıl özlediğimi, biliyorum. O ışığı, azameti ve sıcaklığı hissediyorum. Nedense o da içimi ürpertiyor ama


Ben bugün, deniz yerine Güneş'i seçiyorum. 23.07.2020

  • cingiler

Bu sitede tekrarlayan bir tema var: "Yazamıyorum" . Bu tema tekrarlamaya devam ediyor, çünkü yazamıyorum. Sebebi de daha önce belirtildiği üzere: Hayatım ve/veya aklım sakinken pek yazmıyorum. Bu sırada Aysel dinlerken kutsallarımı çiğnediğimi fark ettim. Ne önemi varsa tabi, yine de suçlu hissediyor insan, Tomris dedim çünkü. Genelde yanılıyorum böyle şeylerde. Yanılmaya devam ettiğime de inanacağım.


Bu yazıda aslında bir noktada eskiden siyasi sayılabilecek şeyler de yazdığımı fakat artık bu konuya da çok girmek istemediğimi, ki zaten o kadar sinirli olmanın iyi bir şey olmadığını veya yapamayacağımı söyleyecektim sanırım. Demiş oldum bununla.


İki önceki paragraftan devam edersek, kendime koyduğum veya bana koyulmuş kurallarla yaşamaya çalışmak, garip bir şekilde bu kurallara uymaya Katolik katılığında yaklaşmak gibi alışkanlıklarım var. Bundan da kurtulmak gerek. Yanlış anlaşılmak istemem, bu kurallar dini veya tam olarak genel geçer ahlaki kurallar olmak zorunda değiller, daha farklı saçma sapan şeylerden bahsediyorum. Dini ve genel geçer ahlaki kurallara uyanları da var.


Özel hayatımı da ortaya döktüğüme göre, yazacak çok bir şeyim olmadan gelmiştim, yazmış olduğum çok bir şey olmadan gidiyorum. Eski siyasi yazılara isteyenler Preminger kategorisinden bakar, şu anki fikirlerimi yansıttığımı savunuyor ya da savunmuyor değilim, umarım başıma bela olmaz. Sevgilerle

Dinozorlar kaldıramayınca gerçeği, gitmişler buradan.

© 2020 Oğulcan Cingiler

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now